Şahane bir hava. Kapalı bir gökyüzüne rağmen usul usul esen rüzgar. Sadece eğlenmeye ve keyifli vakit geçirmeye gelen yaş ortalaması 25 olan bir topluluk. Tüm bunlar Cumartesi akşamı Maçka Küçükçiftlik Park'ta düzenlenen Miller Freshtival'daydı.
Fetih kutlamaları ile yankılanan İnönü'nün ağırlığının aksine Maçka'da Lunapark'ın yanındaki bu sevimli parka gelen herkes tahminim "Yeni bir Freddy Mercury mi doğuyor?" sorusunu sormuştur kendine. Mika birkaç senedir şarkıları liste başı olarak çalan eğlenceli bir kişilikti benim için. Ama Cumartesi gecesi sahnede ne kadar devleştiğini görünce Michael Holbrook Penniman Jr.'a hayran olmadan edemedim. Öyle geniş bir ses aralığı var ki Queen solisti Freddy Mercury'e olan benzerliği ortaya çıkıyor. Oysa kendisini sahnede değişik enstrümanlar çalarak ve sesinin farklı tonlarını ortaya çıkararak Mika olarak farklılaştırmak istiyor.
Herşeyin 'ölçülü' olduğu gecede müziğin de 'ölçülü' olması ise tek handikaptı zira bu müthiş sahne şovu 00:00'da müziğin kısılması gerektiği için sadece bir buçuk saat sürdü. Kulaklarımda en sevdiğim şarkısı Happy Ending ve yüzlerce kişinin bir arada söylediği şu şarkı kaldı:
"Teenage dreams in a teenage circus....We are not what you think we are, we are golden, we are GOLDEN!"
31 Mayıs 2010 Pazartesi
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Yaz Bitti
Bu aslında sonunda yazılması gerekenlerin başta yazılacağı bir yazı. Hayat akıp giderken ve havanın durumu, derecelerin iniş çıkışları yönetirken hayatımızı zaman da bir şekilde buluyor yolunu. Farenin kazdığı çukurun bir diğeri gelince ona kolaylık yaratması gibi...
Yaz gelince tüm unutulanlar; denizin kokusu, dalgaların sesi, mangalda çıranın ve kozalakların çıtırtıları, gölgesine sığındığımız çam ağaçları, üstümüzü sapsarı yapan nilüfer ağacı tozları, akşamüstü çayları, enfes uzun boylu kahvaltılar, o kahvaltılarda eksik olmayan şeker tadında domatesler, açık hava sinemaları, bisikletin zil sesleri, ellerimiz buruşana kadar oynadığımızı havuzun saçlarımıza sinen klor kokusu, klorla tuzun, tuzla kumun kumla ufkun birleştiği o nokta. Sessizlik, kayıtsızlık, naiflik, hafiflik...
Annemin, babamın ve benim doğduğumuz ,en güzel mevsim Yaz'a Merhaba! Bu yaz çalışan, çalışmayan herkesin kendine küçük kaçamaklar, huzurlu sığınaklar yaratması ve gözlerini kapatıp nerede isterse orada uyanması dileğiyle,
...Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi,
Ağır, usul bir hazırlık başlar,
Uykuya başlar yeni bir mevsime
orda, burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri
yatıştırır rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını,
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne "dinginlik" adını verir
"seni iyi gördüm" diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki
köşe başları, akşamüstleri, kokular,
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine,
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır gerçekten birşeylerin bittiğine
yaz biter,
eskir geceler, serin hüzünlü
yeni mevsime hazırlık, ömrün teğel yerleri
bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsınız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz temiz, yastıkları
ahşap pancurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geriye...
(Murathan Mungan - Yaz Bitti )
Yaz gelince tüm unutulanlar; denizin kokusu, dalgaların sesi, mangalda çıranın ve kozalakların çıtırtıları, gölgesine sığındığımız çam ağaçları, üstümüzü sapsarı yapan nilüfer ağacı tozları, akşamüstü çayları, enfes uzun boylu kahvaltılar, o kahvaltılarda eksik olmayan şeker tadında domatesler, açık hava sinemaları, bisikletin zil sesleri, ellerimiz buruşana kadar oynadığımızı havuzun saçlarımıza sinen klor kokusu, klorla tuzun, tuzla kumun kumla ufkun birleştiği o nokta. Sessizlik, kayıtsızlık, naiflik, hafiflik...
Annemin, babamın ve benim doğduğumuz ,en güzel mevsim Yaz'a Merhaba! Bu yaz çalışan, çalışmayan herkesin kendine küçük kaçamaklar, huzurlu sığınaklar yaratması ve gözlerini kapatıp nerede isterse orada uyanması dileğiyle,
...Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi,
Ağır, usul bir hazırlık başlar,
Uykuya başlar yeni bir mevsime
orda, burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri
yatıştırır rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını,
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne "dinginlik" adını verir
"seni iyi gördüm" diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki
köşe başları, akşamüstleri, kokular,
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine,
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır gerçekten birşeylerin bittiğine
yaz biter,
eskir geceler, serin hüzünlü
yeni mevsime hazırlık, ömrün teğel yerleri
bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsınız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz temiz, yastıkları
ahşap pancurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geriye...
(Murathan Mungan - Yaz Bitti )
Parmesanlı Ekmek Çubukları...
Sıcak bir yaz gecesi... Özenle hazırlanmış bir masaya oturmadan önce bir şişe şarap açtınız. Yanında
hafif bir şeyler gerek. Yazları alternatif çok. Ama mideyi önce hazırlamak lazım. Halis zeytinyağı, üzerine biraz mis kokulu kekik. Ve parmesanlı ekmek çubukları....
Denemek isterseniz Cream&White ile Alaçatı'da Ayşe'nin Dolabı'nda olacak :)
21 Mayıs 2010 Cuma
Chocolate Mousse
Mutfak Sanatları Akademisi (MSA) her hafta yeni lezzetleri internet sitesinden ve facebook sayfasından bizlere duyuruyor. Zamansızlığımızın içinde dönüp dururken MSA kurslarına çok isteyip katılamadığımız şu aylarda kendi mutfağınıza dalıp bu lezzetleri yaratabilirsiniz. İşte size iştah açan bir Chocolate Mousse tarifi:
Malzemeler:
3 adet yumurta sarısı
3 adet yumurta beyazı
250 gr. çiğ krema (tikveşli,sek)
250 gr. bitter çikolata
75 gr. toz şeker
100 gr. kestane şekeri püresi (isteğe bağlı)
Yapılışı:
1)krema ocağa alınır, kısık ateşte kaynama noktasına kadar getirilir, kaynama noktasına gelince ocağın altı kapatılarak çikolata ve şekerin yarısı ilave edilir ve çikolata eriyene kadar karıştırılır. Ilıklaşana kadar beklemeye alınır.
2)Yumurta sarısı ve şekerin kalan yarısı hafif kabarana kadar iyice çırpılır
3)Yumurta beyazı mixer ile köpük haline getirilir, burası çok önemli, çırptığınız kabı ters çevirince kabaran köpük dökülmemelidir.
4)Eriyen ve ılıklaşmış olan çukulata yumurta sarısına yavaş yavaş eklenerek hızlı bir şekilde çırpılarak karıştırılır, kestane şekeri püresi ilave edilir, en son yumurta beyazı ilave edilir ancak yumurta beyazı eklenirken çırpma teli veya mixer kullanılmamalıdır. Plastik pasta spatulası veya bir kaşık yardımı ile yavaş yavaş ve alttan üste doğru karışım birbirine yedirilir. Burada amaç yumurta beyazının kabarıklığını kaybettirmeden çikolataya yedirmektir. Eğer ki yumurta beyazı köpük kıvamını kaybederse mousse olmaz.
5)Dilediğiniz porsiyonluk kaplara koyup buzdolabında ortalama 5-8 saat dinlendirdikten sonra dilediğiniz meyva ile süsleyerek servis edebilirsiniz.
Facebook'ta Mutfak Sanatları Akademisi (City&Guilds Culinary Arts) grubuna katılırsanız yeni tariflere kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Şampiyon...
Ben Fenerbahçe taraftarıyım. Taraftarlığımın onmaz hale gelişi 3 yıl önce kızımla birlikte, evet ikimizin yalnız, Kadıköy'de bir Manisa- Fenerbahçe maçını izlememize dayanır. Orada Manisa'yı
Bütün bunlar , bu durumda yaşanacak normal travmalardı. Ama asıl büyük şaşkınlığı maçtan daha sonra yaşadım. Aynı gece Gençlerbirliği'ne yenilen, güç bela 3. olan GS'lilerin, Bursa'ya yedek takımla, ve Bursa taraftarı olduklarını açıklayarak giden ve kalede büyük misavirseverlik sergileyen BJK'lilerin savaş çığlıklarını, coşkularını anlayamadım. Bursaspor' u tebrik edip efendice geriye çekilip ben nerede yanlış yaptım diye düşünmek yerine çılgınca Fb'lilerden ben de bir parça koparabilir miyim derdine düştüler. Spor anlayışı karşılaşmaları kazanıp onu bunu kızdırmak, geyik yapıp eğlenmekle sınırlı olan taraftar maalesef her takımda var. Ama bu anlayışta olmayan, sporu zevk için izleyenlerin de taciz edilmesi, hem de bu tarif ettiğim gruba girmeyen karşı takım taraftarlarının da bu linç kalabalığına katılması, olayın korkutucu boyutlarını sergiledi. Onmaz yaralar açıldı.
6-0 veya başka bir çarpıcı skorla yenmemizden etkilenmedim, hayır! Orada başka bir havayı soludum, içim kabardı, gurur duydum. Zaten ondan önce iki kadının biletini alıp tribünde sinemaya
gelmiş gibi oturup bir show izlermiş gibi maç izleyebileceğini rüyamda bile göremezdim.
Bu haftasonu şampiyonluk maçı vardı. Her yer erken (tabii ki fazla erken) bir karnaval havasına bürünmüştü. FB iyi oynadı , ama olan oldu maç 1-1 bitti. Diğer yanda Bursa BJK yi 2-1 yendiği için şampiyon oldu. Biz FB liler çok üzüldük, kahrolduk, elimizden kayan şampiyonluğa. Maç sonrası bazı kendini bilmezlerin, ki bunlar her takımda var Türkiye gerçeği olarak, yaptığı taşkınlıklar da ayrı bir üzüntü kaynağıydı.
Bütün bunlar , bu durumda yaşanacak normal travmalardı. Ama asıl büyük şaşkınlığı maçtan daha sonra yaşadım. Aynı gece Gençlerbirliği'ne yenilen, güç bela 3. olan GS'lilerin, Bursa'ya yedek takımla, ve Bursa taraftarı olduklarını açıklayarak giden ve kalede büyük misavirseverlik sergileyen BJK'lilerin savaş çığlıklarını, coşkularını anlayamadım. Bursaspor' u tebrik edip efendice geriye çekilip ben nerede yanlış yaptım diye düşünmek yerine çılgınca Fb'lilerden ben de bir parça koparabilir miyim derdine düştüler. Spor anlayışı karşılaşmaları kazanıp onu bunu kızdırmak, geyik yapıp eğlenmekle sınırlı olan taraftar maalesef her takımda var. Ama bu anlayışta olmayan, sporu zevk için izleyenlerin de taciz edilmesi, hem de bu tarif ettiğim gruba girmeyen karşı takım taraftarlarının da bu linç kalabalığına katılması, olayın korkutucu boyutlarını sergiledi. Onmaz yaralar açıldı.
Bu kafalarla Türk sporu ilerlemez, sadece kendi başını ezer.....
Bu yazı cream&white'ta ne mi arıyor?
Biz temizlik, dinginlik, saflık dedik ya taa en başta,
İşte onun için...
Renkler
Dekorasyonda herşeyin krem ve beyazın üzerine giydirilen aksesuarlar olduğuna inanıyorum. Eğer fonda bu iki renk varsa istediğin tarza uyum sağlayabilir, sıkılınca radikal değişiklikler yapabilir ve tamamiyle yenilenebilirsin. Ancak aksesuar gibi renk değiştirmek sporda az rastlanan ve hoş karşılanmayan bir durumdur.
Hayır bu bir futbol yazısı değil. Ancak doğduğundan beri o iki renge gönül veren bir taraftarın yine renklerle konuşması.
Dün ilk kez Bağdat Caddesi'nde izledim Fenerbahçe maçını. Medeniyetin adım adım aktığı merkezde çocuğunu almış aileler, uzaklardan gelmiş güzel havanın ve neşeli atmosferin tadını çıkaranlar... Birkez daha anladım ki herkesin sahip olmak istediği bir duyguydu bu. Ve ben çok ama çok şanslıydım.
Dedim ya eğer taraftarsan ya istikrarlı olup seçtiğin iki renk ile mutlu olacaksın ve başarıyı/başarısızlığı paylaşacaksın ya da argo futbol lugatında 'dönek' dedikleri gibi başka renklerin zaferleriyle kendi tatsızlığını örteceksin. Ne yazık ki SüperLig'te büyükler kadrosunun o iki tozlu isminin taraftarları ikinci seçeneği tercih seçtiler.
Çok uzatmayacağım. Asıl anlatmak istediğim şudur. Profesyonel bir ruh oluşturmak istiyorlarsa sarı lacivert renklerin bir kez arasına karışıp o huzuru yaşasınlar. Asla sahip olamayacakları o mutluluğu. İster stada karışıp dangalakça anons yaptırsınlar, ister araya fitili sokup dünyanın en güzel statlarından birini yaksınlar.
Renkler bir kere karışırsa renk körlüğünden kimse kurtulamaz.
14 Mayıs 2010 Cuma
Utananlara Elmalı Tart
Başbakan Erdoğan açıklama yaptı ; 'Eşini aldatanları mağdur olarak kabul edip koruyacak değiliz' dedi. Şu anda bir elma gibi kızarmış durumdayım utançtan. Bir kadın olarak ben bu ahlak polisliği zihniyetinden utanç duyduysam, erkekler ne durumdadır bilemem! Çünkü aile kurumu içinde olanlar yalnızca o aileyi ilgilendirir bence. Kaldı ki kanıtlanmamış iddiaları bu şekilde kullanmak
apayrı bir elma durumu :)
Eskiden insanlar utanır, ve utanınca elma gibi kızarırdı yanakları....(Hala var bunlar ama daha az)
İşte kıpkırmızı elmalı bir tart tarifi:
ELMALI TART
200 gr. tereyağ
5 çorba kaşığı su
aldığı kadar un (yumuşak bir hamur olacak)
Yukarıdaki malzeme iyice karıştırılıp, yoğurulur. Hamur iki eşit parçaya ayırılır. 28 cm. lik bir tart kalıbına göre hamurlar açılır. Tart kabı yağlandıktan sonra birinci hamur serilir. Arasına 4 büyük elma ince dilimlenir, 1 çorba kaşığı tarçın, 1 dolu çay bardağı tozşeker, 1 çay kaşığı un serpilir. En üste ikinci hamur kapatılır. Hamurun üstüne iyice kızarması için biraz süt sürülür.
180-190 derecede üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





