12 Kasım 2012 Pazartesi

Düş Bahçeleri: Kış 2013


Yürüyorum düş bahçelerinde

Gördüm düşümden büyük bahçe yok
Yüreğimin kuşları konmuş
Telgrafın tellerine
Neşesi gurbet selamlarından çok

A benim dilsiz dillerim
A benim sessiz ellerim
Yakala saçından tut hayatı

Çevir yüzüne öp öp

Duruyorum vaktin seherinde
Değiştirdim takvimleri gece yok
Yüreğimin kuşları konmuş
Telgrafın tellerine
Neşesi gurbet selamlarından çok



Kaldırımlar


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;


Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.



Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.

İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;

Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.



İçimde damla damla bir korku birikiyor;

Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...

Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;

Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.



Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;

Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.

Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;

Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.



Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;

Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!

Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!



Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;

İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.

Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;

Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.



Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;

Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!

Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;

Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.



Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;

Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.

Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,

Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...


Necip Fazıl Kısakürek

2 Kasım 2012 Cuma

Chania (Hanya) - Greece


Şu an bulunduğum yer gibi; ırk, din ,dil tartışmalarının ve karmaşasının yoğun olduğu bir toplumun aksine, daha rafine bir ortamda doğmak isterdim. Mesela bir adada..

Böylece kendi yaşam tarzımı belirlemek ve kendimi tanımak için daha özgürce zamanım olurdu. Görüşlerimi açıklarken alacağım tepkiler veya cezalar umrumda olmazdı. Azınlık-çoğunluk gibi kavramlara dahil olmazdım. Giydiğim kıyafetin ölçüsü, inandığım sistemin belli bir adı, paranın manipulasyonu bulunmazdı.


Hanya'yı ise gerek huzur, gerek insanların yüzündeki mutlu ifade, gerek tabiat olarak çok sevdim. Tertemiz bir deniz, o denizden çıkan envai çeşit deniz ürünü, hepsinin Ouza eşliğinde ve mezelerle renklendirilip sunumu, cacık, kalamar, kabak çiçeği dolması, güzel balıklar, oksijen, yemekten sonra gelen tahin helvası , değişik digestive likörler ve tabiiki Türk kahvemizin Greek Coffee olarak masaya gelmesiyle mutlu son.

Denizin dibi görünüyordu. Tabi buna bir Egeli bir İzmirli olarak şaşırmadım ama Ekim sonu deniz sefasını da tattım 30 dereceye yaklaşan havada. Yazlık kumsallarda bile yemek yerken herşey taze geliyor. Bizde olduğu gibi sezon kapandı, kepenkler indi durumu yok.

Adadaki iyi üniversiteler sebebiyle yabancı öğrenciler oldukça fazla. Genç nüfusun eğleneceği çok güzel mekanlar var. İçkiler 3,5-4 euro civarında (ülkemizde kadehine 30 tl veriyoruz vergiler yüzünden!) Ama Türk halkı içki içip kendini kaybetmesin tabi 'ölçülü' olsun. Hep bu bastırılmış güdüler yüzünden tüm sapıklıklar doğuyor haberleri yok. İçine doğdukları toplum şekillendiriyor ne yazık ki insanları çok büyük oranda. Nurture & Nature


Büyükbabamın doğduğu topraklarda olmak büyük huzur verdi. Belki böyle bir aile gezisine ihtiyacımız vardı. Zaman sadece bizim için çalıştı 5 gün boyunca.. Geriye bolca fotoğraf, bolca video ve güzel anılar kaldı.

1 Kasım 2012 Perşembe

Serseri Mayın



"Tommaso, scrivi di noi, la nostra storia, la nostra terra, la nostra famiglia, quello che abbiamo fatto di buono e soprattutto quello che abbiamo sbagliato, quello che non siamo riusciti a fare perché eravamo troppo piccoli per la vita che è così grande. La mina vagante se ne è andata. Così mi chiamavate pensando che non vi sentissi. Ma le mine vaganti servono a portare il disordine, a prendere le cose e a metterle in posti dove nessuno voleva farcele stare, a scombinare tutto, a cambiare i piani"

Buyükbabamın doğduğu adada , büyükbabamın doğduğu şehirde, gözlerini dünyaya açtığı evi bulduk.
Ferzan Özpetek'in Serseri Mayınlar filminde dediği gibi; birinin ailemizin hikayesini yazması gerekiyor.
Birinin bu duyguyu yaşatması gerekiyor. Hayatındaki en önemli karakterlerden birini kaybettiğinde kendini huzurlu hissetmek için bazı şeylerin bitip tükenmediğini kanıtlamak gerekiyor, hem kendin hem de ailen için..

Non siate tristi per me, quando non sentirete la mia voce a casa: la vita non è mai nelle nostre stanze. Moriamo e poi torniamo, come tutto"

3 Ekim 2012 Çarşamba

Sesim Geliyor Mu?


Birds flying high you know how I feel

Sun in the sky you know how I feel

Breeze driftin' on by you know how I feel
Breeze driftin' on by you know how I feel
It's a new dawn

It's a new day

It's a new life

For me

And I'm feeling good



Fish in the sea you know how I feel

River running free you know how I feel

Blossom on the tree you know how I feel



(refrain)



Dragonfly out in the sun you know what I mean, don't you know

Butterflies all havin' fun you know what I mean

Sleep in peace when day is done

That's what I mean
And this old world is a new world

And a bold world

For me








Dance Of Life


The journey between what you once were and who you are now becoming is where the dance of life really takes place.


Land Of Nowhere


Bugünün şarkısı Jehan Barbur'un Sarı Albümünden gelsin;

Bir ara sokakta öldüm…dün


Öylece yani.

Birdenbire

Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde

Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,

Şehrin boşu boşunalığına içerlerken

Bırakmışım son nefesimi kaldırıma

Bitmiş,

Öylesine yani.

Birdenbire



Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan

Yüz ifadesini göremesem de

Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?



O sokakta bitti her şey

Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren

Apartman sakinlerini düşlerken

Sıkıntıdan

Ölmüşüm…dün



Arka odada ütü yapıp

Buharını burnuna çeken kadını,

Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp

Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi

Kocasıyla artık sevişemediği için

Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi

Düşündükçe

Ölüvermişim…dün



Böylece bitmiş yani,

Birdenbire