25 Kasım 2010 Perşembe

Bu Bir Masal



Yağmurlu bir kış gününde, kalabalıktan, gürültüden, türban tartışmalarından,
komutanların açığa alınmasından, yetkili kişilerin palavralarından, işten, işsizlikten, bunaldıysanız eğer, güzel bir sinema keyfi yapın. Hiçte tumturaklı konusu olmayan, sade basit oyuncularıyla,
masal tadında işlenen ama insanın içini unutulmaya yüz tutmuş sıcacık duygularla dolduran
Çağan Irmak'ın yönettiği 'Prenses'in Uykusuna' gidin. Bence pişman olmayacaksınız....

10 Kasım 2010 Çarşamba

Kasımpatları



Bizlerin ilkokul çağlarında,okulda yapılan 10 Kasım anma törenlerinde herkes okula
elinde bir demet kasımpatıyla giderdi. Katmerli, kocaman kartopuna benzeyen
kasımpatları vardı. Şimdi insanların içlerindeki coşkular gibi kasımpatları da
cılızlaştı. Ama yine de ben ne zaman çiçek tezgahlarında kasımpatı görsem, 10 Kasım
aklıma gelir, hüzünlenirim. En büyük değerlerini anmak, hatırlamak eskiden olağan
iken şimdi bir zorlama gibi geliyor insanlara. Halbuki Atatürk'ümüze ne kadar çok
şey borçlu olduğumuzu hatırlamak bizim hedeflerimizi de büyütür aslında. O zaman
türban, tesettür, ve benzeri safsata ile uğraşacağımıza ileriye bakar, büyük hedefler koyarız kendimize, aynen Mustafa Kemal gibi.

4 Kasım 2010 Perşembe

Sweet November


Kasım ayında Butterfly Chocolate'tan el yapımı çikolatalar alınır, pazar kahvaltıları pancake sürpriziyle açılır ve Alaçatı'dan gelen zeytinler eşlik eder tüm tatlara. Sweet November'ın en iç açıcı fotoğraflarıyla beraber...

2 Kasım 2010 Salı

Antakya Yemek Demek


Antakya mutfağı Halep'ten sonra cennet gibi birşey. Çok gelişmiş bir yemek kültürü var.
Yazmaya çalıştığım yemek kitabı nedeniyle benim fazlaca ilgimi çekti. Öncelikle kullanılan malzemeler o kadar iyi ki, ortaya bu çeşitliliğin çıkmasına şaşırmamak gerek. Yenilenmeye ihtiyacı olan süper mozaiklerle dolu müzesi, defne kokulu Titus Tünel'i, Kaya mezarları, Hıristiyanlığın ilk yayılmaya başlandığı St. Pierre Kilisesi, Habib Neccar Camii, hepsi olağanüstü ama bence,
Antakya deyince önce akla gelen; YEMEK, YEMEK , YEMEK...

1 Kasım 2010 Pazartesi

ALEPPO !!!




Cumhuriyet Bayramı gibi anlamlı bir günü Halep'te yani bir Suriye kentinde geçirerek çelişki dolu
bir tatil yaşadım. Keşke, Cumhuriyetimizin bize kazandırdıklarını ülkemizdeki başı (aklı) bağlılarda
görebilseler, yaşayabilselerdi. Şehrin inanılmaz eski, güzel yapıları bağnazlık, tembellik, ahmaklık,
vs. nedenlerle ancak bu kadar katledilebilir, ruhsuzlaştırılabilirdi. Evler, yapılar vardı, sokakta insana benzeyen birşeyler de vardı ama ruh yoktu. Sanki onlar hiç yaşamıyorlardı. Pislik diz boyu ama akıl hiç yoktu. Kadınların peçenin ardından zavallı bakışları yürek paralıyordu. Halep'in en güzel yeri neresi diye sorarsanız bence Türkiye'ye dönüş yoluydu...

28 Ekim 2010 Perşembe

California Rain

Bu aralar sürekli shuffle'da tekrarlanan parça:

California rain is fallin'

I can hear the summer callin'
Far away, far away
A song that's fadin'

Put me on a plane tomorrow
I'll try to run from all my sorrow
Far away, far away
From endless waitin'

It's so cold here without the sun
I'm so sad here far away from everyone
What a fool to be ambitious
Moving here with all of my wishes

Far away, far away
From where my heart is
Shut the phone off and pack my bags
No more boys who boast and brag
Far away, far away
Where I belong

I'm so sorry for some things I've done
I'll be lonely till I can see my only one

California rain keeps fallin'
I can hear that old love callin'
Far away, far away
Where I started

I'm goin' back, back where I belong
Gonna catch a train
Gotta get back where I belong
Get back

27 Ekim 2010 Çarşamba

Pre-November





Kasım'da tüm iklimler kışta buluşmaya hazır. Sabah uyandığımda akşam işten çıktığımda hep karanlık gökyüzü. Yağmur,soğuyan hava,kendini rölantiye alan vücut. Dolayısıyla zihinsel seansların oranı da bir o kadar artıyor. Zevk aldığımız şeyleri artık hava muhalefetini karşımıza alarak yapıyoruz. Yine bir kaçma isteği dengeliyor insanı evde kapalı bırakan günleri. Hep aynı duran koltuk yer değiştirsin, dolaplar tekrar dolup boşalsın, hiç denemediğiniz yemeğin tarifi öğrenilip malzemeleri alınsın, okuyacağınız birikmiş kitaplar raflara girmeden önce gece uykularına eşlik etsin, yanan şömine kalorifer hatta tea light bile içinizi ısıtsın istiyorsunuz.  Nedensizce aklıma Özdemir Asaf'ın o meşhur şiiri geliyor bunları yazarken:

Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.

Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanın kendine mektup yazması
Ve dönüp dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.

Ekim'in son haftası 2 blog keşfi geliyor. Birincisi bayıldığım İskandinav evlerinden çekim fotoğraflarını paylaşan http://fantasticfrank.wordpress.com/ . Diğeri ise belli bir kalıbı olmayan dizayn dünyasına yeni bir anahtar. DESIGN IS MINE! http://designismine.blogspot.com/ İlginç tasarım haberleri ve yüksek doz nostalji içeren süper bir blog. Keep Saying TODAY IS A GOOD DAY bölümüyle beni kendine bağladı. Ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.