10 Haziran 2010 Perşembe
OPTA South Africa Live
Soluklar 2010 Dünya Kupası için tutulmuş durumda. Bir süre için futbolla yatıp futbolla kalkacağız. (sanki normalde de böyle olmuyormuş gibi)
Yeni i-phone application'ı OPTA sayesinde Güney Afrika'da gerçekleşecek bu müthiş organizasyon ile ilgili tüm bilgilere anında ulaşabiliyoruz.
Son haberler, fikstür, canlı maç yayınları, istatistikler, anlık resim ve video paylaşımları, anketler, tarihçe, gruplar, twitter ve facebook gibi sosyal ağlara direk bağlantılar sayesinde 'gitmiş kadar olduk' şeklinde herşeyi canlı canlı yaşayacağımızı umarım. OPTA'ya biletiniz ise sadece $0.99.
Babamın kucağında izlediğim İtalya'daki 1990 Dünya Kupa'sından tam 20 yıl sonra teknolojinin nimetlerinden yararlanarak izleyeceğim 2010 Dünya Kupa'sında çok renkli sahnelere tanık olacağımıza ise kesinlikle eminim.
Bir Ülke İki Göze Çarpan Otel
Bu hafta göze çarpanlarda the-stylefiles'ta stilini beğenip paylaşmak istediğim 2 butik otel var. Bunlardan ilki 18. yy'da inşa edilen bir çiftliğin restorasyonu sonucundan oluşturulan Masseria Cimino. İtalya'nın Puglia bölgesinde, balıkçı kasabası Savelletri'ye ve deniz kenarına yakın mesafede bulunan bu butik otel herşeyden önce ferahlığıyla öne çıkıyor.
Akdeniz tarzıyla döşenen Masseria Cimino eski yüzyıllarda bölgenin toprağının çok bereketli olması sebebiyle tarım ürünleri yetiştirmek için yapılmış.
Tam olarak 2 kelimeyle anlatmak gerekirse basit ve elegant.
Beyaz, beyazla kırılmış kırık kese kağıdı duvarlar ile krem, yeşil ve tuğla rengi aksesuarlar ön plana çıkıyor.
Tatil anlayışı kalabalıktan uzak, huzur bulup arınmak olanlara özellikle tavsiye ederim.
The-Style Files'taki orijinal makaleye ulaşmak isteyenlere-
http://style-files.com/2010/06/04/hotel-capofaro-on-salina-italy/
http://style-files.com/2010/06/09/stylish-hotel-masseria-cimino-italy/
9 Haziran 2010 Çarşamba
Bu Filmin Kötü Adamı Benim
"O anki düşüncelerim... Islak toprak kokuyordu dünya. Ayaklarımı bastığım yerde başlayan ve biten bir dünya. Öylesine tek bir noktada teğetim ki dünyaya 'her an düşebilirim baba' diyordum içimden. Babam mezar taşındaki adını oluşturan harflerin içinden gülümsüyordu bana. Belki de cehaletime gülüyordu. Bin kez anlatmamış mıydı, neden dünyadan uzaya fırlamadığımızı? Keşke yine anlatabilseydi..." (Murat Gülsoy - Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
Gün gelir hayatınızın merkezi kayar, çok sevdiğiniz bir insanı kaybedersiniz. Ne yaşarsanız yaşayın sizinle olacakmış gibi düşündüğünüz insanları. Dedem ve büyükbabamı ilk kaybettiğimde hayatın bu saçmalığı beynimi yormuştu uzunca, sonra güçsüzlük, çaresizlik.. Hem birşeylere tutunmayı zorunlu kılıyor bu düzen, hem de her insanda onları arıyorsunuz.
Eski evlerden taşınmak sadece yer değiştirmek değildir. Alıştığınız envai çeşit kokuyu, anıyı bırakmaktır. O merdivenlerden kayıp kaşımızı yarmışızdır belki, ilk doğumgünümüzü orada kutlamışızdır, köşedeki palmiye ağacını biz dikmiş, hıçkıra hıçkıra o duvarlar arasında ağlamışızdır.
Hayatın merkezi kayar diyorum. "Değişimlere açık mısınız?" gibi profesyonel yaşam sorularına bu yüzden kuşkuyla bakarım. Çünkü ben giderken de yanımda taşırım herşeyi. Bir dostun attığı kazığı, yaşanılan evleri, en mutlu anları, kıyıda köşede depolanamayan kokuları. Bu yüzdendir Murat Gülsoy'un en sevdiğim romanının adı gibi Bu Filmin Kötü Adamı Benim.
"..uzak geçmişten süzülüp gelen neşideler neşidesi’ydi Gaye. Ben eski mutlu bir amerikan filmi. kahramanlarının aptallık derecesinde saf ve iyi niyetli oldukları o stüdyo filmlerinin sahte yağmurlu sokakları kadar içli; aşk dışında hiçbir seçeneğe yüz vermeden korkusuzca sigara içen jönleri kadar kararlıydım. Gözü karaydım. Aynaya baktığımda tanınmayacak kadar değişmiş olduğumu gördüm. Gaye bana baktığında ne görüyorsa o olmuştum. Başka insanlarla yaşarken varlığını hissettiğim kuşkulardan örülmüş o şeffaf duvarın eriyip gittiğini hissetmiştim. hissetmiştim. kendimi... Şu evrende yapayalnız olmadığımı... Şu anlam veremediğim hayatın içinde zavallı bir nokta olmadığımı... hissetmiştim.”
Gün gelir hayatınızın merkezi kayar, çok sevdiğiniz bir insanı kaybedersiniz. Ne yaşarsanız yaşayın sizinle olacakmış gibi düşündüğünüz insanları. Dedem ve büyükbabamı ilk kaybettiğimde hayatın bu saçmalığı beynimi yormuştu uzunca, sonra güçsüzlük, çaresizlik.. Hem birşeylere tutunmayı zorunlu kılıyor bu düzen, hem de her insanda onları arıyorsunuz.
Eski evlerden taşınmak sadece yer değiştirmek değildir. Alıştığınız envai çeşit kokuyu, anıyı bırakmaktır. O merdivenlerden kayıp kaşımızı yarmışızdır belki, ilk doğumgünümüzü orada kutlamışızdır, köşedeki palmiye ağacını biz dikmiş, hıçkıra hıçkıra o duvarlar arasında ağlamışızdır.
Hayatın merkezi kayar diyorum. "Değişimlere açık mısınız?" gibi profesyonel yaşam sorularına bu yüzden kuşkuyla bakarım. Çünkü ben giderken de yanımda taşırım herşeyi. Bir dostun attığı kazığı, yaşanılan evleri, en mutlu anları, kıyıda köşede depolanamayan kokuları. Bu yüzdendir Murat Gülsoy'un en sevdiğim romanının adı gibi Bu Filmin Kötü Adamı Benim.
"..uzak geçmişten süzülüp gelen neşideler neşidesi’ydi Gaye. Ben eski mutlu bir amerikan filmi. kahramanlarının aptallık derecesinde saf ve iyi niyetli oldukları o stüdyo filmlerinin sahte yağmurlu sokakları kadar içli; aşk dışında hiçbir seçeneğe yüz vermeden korkusuzca sigara içen jönleri kadar kararlıydım. Gözü karaydım. Aynaya baktığımda tanınmayacak kadar değişmiş olduğumu gördüm. Gaye bana baktığında ne görüyorsa o olmuştum. Başka insanlarla yaşarken varlığını hissettiğim kuşkulardan örülmüş o şeffaf duvarın eriyip gittiğini hissetmiştim. hissetmiştim. kendimi... Şu evrende yapayalnız olmadığımı... Şu anlam veremediğim hayatın içinde zavallı bir nokta olmadığımı... hissetmiştim.”
8 Haziran 2010 Salı
Ayşe'nin Dolabı
Ayşe'nin Dolabı daha fazla seçenek ve daha ferah bir atmosferle Alaçatı Köşe Kahve'nin yanında yeni yerini aldı.
Geçen pazar Alaçatı'ya kendimi attım ve yaz doğumgünleri ve ev alışverişi için küçük bir araştırma yaptım. Malum Alaçatı'da dükkanların sayısı giderek artıyor. Şehirde bulamadığımız güzellikte şeyleri bu -en sevdiğim- ufak kasabada bir arada bulmak adeta bir nimet. Ayşe'nin Dolabı hem kıyafet hem de ev tekstili arayanlara hitap ediyor.
İlk gözüme çarpanlardan biri şık banyolar için hazırlanan keten İtalyan Havlular oldu.
Bebek eşyaları ve oyuncakları en tatlı hediye alternatifleri arasında. Hepsinden teker teker toplamak istiyor insan.
Beyaz ve kum rengi elbiseler üzerinde yokmuş hissi uyandırıyor. Hem hafif hem havadar olan kıyafetler gündüz sokakta dolaşırken sade, gece ise aksesuarlarla renklendirilip şık olarak giyilebilir.
En çok beğendiklerimden biri de bu gümüş takılar. Abartıdan hoşlanmayanlar için..
Üst katta Mısır'dan gelen işlemeli keten çantalar, nil yeşili ve gümüş ağırlıklı takılar hemen gözüme çarptı. Ardından da Theresa serisi kıyafetler eğlenceli, değişken ruhlar için tasarlanmış gibi dursa da deneyince çok sade ve asil görünüyor.
Cream & White Yaz Sezonu
Cream & White ürünleri Ayşe'nin Dolabı'nda yerini almaya başladı.
Tam 'yaz sezonu açıldı' derken ortalığı yağmurlar, seller götürmeye başladı. Ama biliyorum ki herkesin bu günleri unutup sıcaktan şikayet edeceği yaz yakındır.
Alaçatı'da yeni yerinde, Köşe Kahve'nin yanında sezonu açan Ayşe'nin Dolabı bu sene daha da ferah, geniş ve soluklanıp kendinizi ketenlerin arasına atmak için birebir. En sevdiğim ürünleri, yeni dükkanın resimlerini paylaşmadan önce Cream & White reçellerini tatmanızı öneririm.
3 Haziran 2010 Perşembe
3 Haziran
Bugün çok özel bir gün. Çünkü annemin doğumgünü. "Hala 23 yaşındayım!" diyor telefonda. Sesinde 19 yaşın çocuksuluğu var, gülüyor. Hep böyle kalsın istiyorum herşey.
Büyükbabamın 'en son annen geldi ama herşeyi çekip çevirdi becerikliliğiyle' dediğini hatırladım da klasik 'annem diye söylemiyorum' ile başlayan cümleler geldi aklıma. Bu yüzden buraya sığamayacak özelliklerini yazamam.
Hala bu resimdeki gibi görünüyor. Hayatın iniş çıkışlarına direnmesini sağlayan kocaman bir ailesi ve sonsuza kadar güvenebileceği dostları var. Bir insan başka ne isteyebilir? Sanırım hayatımızın ancak demlenme bölümünde farkediyoruz sağlığın ve sevginin bu dünyayı yaşanılır kıldığını.
İyi ki doğdun Semacığım! Beraber nice güzel seneler yaşayacağız!
Büyükbabamın 'en son annen geldi ama herşeyi çekip çevirdi becerikliliğiyle' dediğini hatırladım da klasik 'annem diye söylemiyorum' ile başlayan cümleler geldi aklıma. Bu yüzden buraya sığamayacak özelliklerini yazamam.
Hala bu resimdeki gibi görünüyor. Hayatın iniş çıkışlarına direnmesini sağlayan kocaman bir ailesi ve sonsuza kadar güvenebileceği dostları var. Bir insan başka ne isteyebilir? Sanırım hayatımızın ancak demlenme bölümünde farkediyoruz sağlığın ve sevginin bu dünyayı yaşanılır kıldığını.
İyi ki doğdun Semacığım! Beraber nice güzel seneler yaşayacağız!
2 Haziran 2010 Çarşamba
Ispirazione Italiana e Francese
Çok eski zamanlarda asalet ağır, koyu renk kumaşlarla, zenginliğin gözünüzün içine sokulduğu işlemeli mobilyalarla, abartılı mücevherlerle ölçülüyordu. Zarif, asil, zengin bu üç kavram birbirinin içine girmiş haldeydi. Yüzyıllar öncesinde oluşan bu alışkanlıklar demokrasi seslerinin yankılandığı toplumlarda, ekonomik çalkalanmaların ve dengesizliklerin bir sonucu olarak hala göz yormaya devam ediyor. Bu yüzden İtalyan ve Fransız stillerini incelediğimde çölün ortasında vahaya düşmüş gibi hissediyorum kendimi. Neden mi?Amaçsızca alışveriş yapan, neyi nerede kullanacağını bilmeyen, istediğimiz için değil olması gerektiği için bazı şeylere sahip olan bir toplumuz biz. Güzel bir hediyeyi parlak kutulara koyup simli kağıtlarla kaplamayı tercih ederiz. Aynı şekilde ya her boş alanı kullanışsız mobilyalarla doldururuz ya da minimalistiz diye geçinerek buzdolabına benzeyen yaşanılmamış evler yaratırız.
Konunun dışana çıkmadan iki büyük keşfimden bahsetmem lazım. Uzun zamandır takip ettiğim http://style-files.com/ - The Style Files- Martha Stewart Living dergisi için hazırlanan Italyan tarzı styling çalışması ve Paris'teki yeni keşifleri Laurier adlı butik restoranı bloglarında paylaştılar.
Yukarıda Laurier, Paris'in dükkan bölümünde satılan kaseler, şişeler ve zeytinyağları yer alıyor. Resimde en çok dikkate çarpan doğal tonların kullanılması. Teferruatlı çanak çömleklerin masalardan kalkması gerekmiyor mu? En yazından yazın kendinize bir iyilik yapıp, silkinerek keten elbiselerinizi üzerinize geçirip, boyalardan arınıp, gözlerinizi yormayacak bu renkleri tercih edin.
Martha Stewart Living için hazırlanan bu İtalyan tarzı yaz akşam yemeği önerisiyse mükemmel. Özellikle ülkemizde, kolaylıkla bulduğumuz envai çeşit meyve sebzelerle açık büfe yaz sofraları hazırlamak oldukça zevkli.
Şıklık ve zerafet abartıdan çok doğallıkta gizli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpg)
