21 Şubat 2011 Pazartesi

Goodbye Makes The Journey Harder Still


Hani Balkanlar ve Karadeniz üzerinden soğuk hava dalgası geliyor diye dinleriz ya akşam haberlerinde hava durumunu. Aynen öyle bir noktadayım. Çorlu'da o berbat soğuğu iliklerimde hissederken aslında her başlangıcın biraz soğuk biraz bilinmez biraz tarif edilmez oluşu üşütüyor içimi. Yakın zamanda yaptığım bir benzetme çok hoşuma gitti. Sonra beynin gizemine gülüp düşündüm içimde bunu. Akvaryumda yüzme bilmeyen balık gibiyim. Her türlü donanımım olmasına rağmen işin mekaniğini bilmiyorum, öğreniyorum. Hem heyecan hem korku içinde. Hem büyük bir hevesle hem de hafif tedirginlikle.

Trakya'ya doğru gittiğinizde herşey beyninizden siliniyor. Deniz kenarında upuzun bir düzlük. Ajandamın sayfaları ünlem işaretleriyle doluyken Çarşamba günü en büyük desteğim İstanbul'a geliyor. Bütün ünlemleri paranteze çevirircesine..

16 Şubat 2011 Çarşamba

Tuscany Dream


Bir hayal karesi değil, şu anda en çok olmak isteyeceğim yerlerden biri. 6 kişilik grubunu kurup ya da ailenle kaçabileceği ilk yer. Ne buzlanmış yollarda kazalar, yanan arabalar, ne kırmızıya boyalı trafiğin insanı delirttiği caddeler köprüler, ne de beyni boşuna dolduran detayların olduğu bir mekan. Hepsini geride bırakmak için reklamla iştigal edelim, şeytana ayak uyduralım, özenelim, özendirelim..

http://www.tuscanynow.com/Rentals/Villas/La_Trappola_CardID_4663.aspx

Daisies Are Back


Havaların bizi hala üşüttüğü şu günlerde, soğuktan sertleşmiş toprağın arasından
'artık yeter, bahar gelsin!' dercesine azimle başını uzatan şu papatyaya bakar mısınız?
İnsanların olamadığı kadar inatla özgürlük savaşında, topraktan fırlayan binlerce diğer
papatya gibi...

20 Ocak 2011 Perşembe

The Black Swan


Natalie Portman Golden Globe'u aldıktan 1 gün sonra izleyebildim ancak Black Swan'i. Çok az replik, çok fazla oyunculuk. Sizi içine çeken depresif bir hava hakim filme. İçindeki korkusuz,acımasız Black Swan'i bulmaya çalışan bir beyaz kuğunun hikayesi. Requiem for a Dream, The Wolverine, The Fountain'ın yönetmeni Darren Aronofsky'dan daha renkli, neşeli bir film beklemiyorduk zaten. Ama Oscar'ın en büyük adaylarından biri olacağı kesin hala Leon'da küt saçlı haliyle aklımda yer eden bu kızın. İyi bir eleştirmen değilim, merak eşiğini yükseltip Black Swan'i izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

29 YIL

Hani tamamlamak istiyoruz ya herşeyi 10'lu sayılara, bazı şeyler için zaman geçmesin olduğu gibi kalsın istersiniz. İyisiyle kötüsüyle zamanı geçiren değil, birbirini dolduran, tamamlayan, her an her şekilde destekleyen çok farklı ama dünyaya bakışı açısından aynı olan iki insanın 29 yılı doldu geçen pazar. Hep örnek aldığım, 'umarım ben de bu kadar şanslı olurum' dediğim çift, annem ve babam, 29 yıllık evliliklerini kutladılar, ansızın çıkıp gelen kızlarıyla beraber (:

Bir Gemici Türküsü

BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ
 
Rüzgâr,
yıldızlar
ve su.
Bir Afrika rüyasının uykusu
                           düşmüş dalgalara.
Işıltılı, kara
bir yelken gibi ince
direğinde geminin.
Geçmekteyiz içinden
bir sayısız
bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin.
Yıldızlar
rüzgâr
ve su.
Başüstünde bir gemici korosu
su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor,
yıldızlar gibi
          rüzgâr gibi
                      su gibi bir türkü.
Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok!
İnmedi bir gün bile gözlerimize
bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.»
Bu türkü
    diyor ki,
«Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz
ölümün önünde sigaramızı.»
Bu türkü
diyor ki,
«Çizmişiz rotamızı
dostların alkışlarıyla değil
                      gıcırtısıyla düşmanın
                                          dişlerinin.»
Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek..»
Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük
                    ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
dümen suyumuzda sürüklemek denizi..»
Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar
                                       rüzgâr
                                              ve su...»
Başüstünde bir gemici korosu
bir türkü söylüyor;
yıldızlar gibi
          rüzgâr gibi,
                      su gibi bir türkü..


(Nazım Hikmet RAN)

Hepimiz ...

Hrant Dink'i andık dün, ama hangi yüzle bilemiyorum. Daha uzun bir kuyrukta beklerken araya kaynayan insana bile ses çıkaramayan toplum, neye tepki gösteririz? Hadi oturduğumuz yerden yani internet üzerinden bir tıkla her başkaldırıya katıldığımızı düşünelim gerçekten inanıyor muyuz bunların sonuca ulaşacağına? Biz stat açılışları, Hizbullah'ın serbest bırakılması ve soru işareti yaratan takipsizliği diye kafamızı çevirmişken sola, diğer tarafta teker teker geçiyor bütün yasalar, karşısında olduğumuz bütün görüşler, ülkeyi geriye sürükleyen, ağlarla örülmüş beyinlerin küçük dünyaları...
Savunduğumuz hangi şeyi sonuna kadar takip ederek bizim için olumlu olan sonuca ulaştırdık. Başında katılıp sonra günlük hayatımıza devam etmedik mi? Bugün "hepimiz" ne oluruz,kim oluruz bilmiyorum. Sadece 'farkında olmak' yetmiyor işte..